HAYVANLAR VE BİZ İNSANLAR
Çevremize baktığımız zaman hangi hayvanları
görüyoruz?
Denize
bakınca içindeki balıkları, gökyüzüne bakınca uçan kuşları, ağaçlarda koşan
sincapları, toprağın içinde yaşayan küçük solucanları ayrıca vahşi ormanlarda
yaşayan vahşi hayvanları ve en çok ta çevremizde dolaşan ve evcil hayvan diye
isimlendirdiğimiz hayvanları görüyoruz.
Bu evcil hayvanları iki grupta toplayabiliriz:
Bunlardan birinci grup ekonomik değeri olan hayvanlardır. Yani etinden, sütünden yumurtasından, yününden, gücünden, hizmetinden v.b. ürünlerinden yararlandığımız hayvanlardır. Bunları genelde evimizin içine almayız.
İkinci grupta da ekonomik değeri olmayan ama evimizde beslediğimiz hayvanlar vardır. Bazılarımız da bu evcil hayvanları bahçemizde uygun bir kulübe içerisinde besleriz. Bunlar da en çoğu kedi köpek olmak üzere diğerleri de kuşlar balıklar hamsterlar, maymunlar şeklinde gitmektedir.
Bizim bugün işleyeceğimiz konu daha çok kedi ve köpeklerle ilgili olacaktır. Evimizde veya bahçemizde ya da sokakta başıboş dolaşan bu hayvanlar hakkında bilgi sahibi olacağız.
Köpeklerle insanoğlunun arkadaşlığının başladığı tarih yaklaşık 15 bin yıl öncesidir. Doğu Asya’da yaşayan atalarımız ilk köpeği evcilleştirmişlerdir. İnsanoğlu köpeği evcilleştirerek ne kazanımlar edinmiştir? Avlanmada, bir yerden başka bir yere taşınmada, önce mağaralarımızı bugünde evlerimizi, sahibi olduğumuz diğer hayvanları koruma da ve gütmede sayısız faydaları olmuştur. Bugün de evlerimizde veya bahçemizdeki kulübemizde hala bizim için çok değerli sadık bir dost olarak yerini almaktadır. Kedilerin de yaklaşık olarak 5 bin yıl önce yani M.Ö 3000 yıllarında Mısırlılar tarafından evcilleştirildiği bilinmektedir. Mısırlılar kedilere çok değer vermişlerdir. Kedi öldürmenin cezası eski Mısırda ölüm demekti. Bir evde kedi öldüğü zaman yas tutulurdu. Hatta tıpkı kendileri gibi kedileri de aynı zamanda mumyalayarak ölümsüzleştirmek istemişlerdir. Hintlilere göre insanlar öldükten sonra kedilere dönüşürler ve tekrar dünyaya gelirlerdi. Tabii ki bunlar tamamen gerçekle ilişkisi olmayan şeylerdir. Ama kedilere değişik toplumların ne derece önem verdiğini açıklamak için söylenmişlerdir. Biz çocukken büyüklerimiz kedi öldürenin çok büyük kötülük yapmış olduğunu söylerlerdi. Köylerde tahıl ambarlarının farelerden korunması için ve eski çağlarda gemilerle tahıl taşınırken yine farelerden korunmak için hep kediler beslenmiştir.
Köpekler kedilerden çok daha önceleri evcilleştirildiği için daha kolay eğitilebilen hayvanlardır. Kedilere pek çok şeyi öğretmek köpeklerden daha zordur. İsterlerse yaparlar, istemezlerse yaptırmak neredeyse imkansızdır. Kedilerin görme ve işitme duyuları çok gelişmiştir, çok çeviktirler, çok iyi birer avcıdırlar. Evde beslenen kediler bile dış ortama çıktığı zaman kuş, fare, kertenkele ve hatta yılan yakalayarak kendi karnını doyurabilir. Bir kedi aç olduğunda miyavlar, sevilmek istediğinde bacağınıza sürtünür, kızdığında kuyruğunu iki yana sallar, korktuğunda tüylerini dikleştirir ve tıslar, okşandığında keyiflendiğinde ise mırıldanır.
Köpeklerin vücut dillerini ise şöyle açıklayabiliriz; dikkat kesilen bir köpek vücudunu ileriye doğru uzatarak kulaklarını diker. Korkmuş bir köpek ise kulaklarını geriye kısarak kuyruğunu bacaklarının arasına sokar. Kızmış ve sinirli bir köpek yine kulaklarını kısar ama dişlerini göstererek dudaklarını titretir ve hırlar. Kulaklarını dikmiş vücudunu ileri doğru tutan ve kuyruğunun ucu yukarıda sağa sola sallanan bir köpek her an saldırmaya hazırdır. Sevdiği birisini gören veya çok mutlu olan bir köpeğin kulakları dik ve rahat sürekli bir sağa bir sola hoplar yerinde duramaz.
Evet şimdi bir kedi ve köpeğin davranışlarını öğrendik evimizde beslediğimiz kedimiz ya da köpeğimiz garip davranışlarda bulunuyor. Örneğin bizi gördüğünde her zamanki gibi tepki vermiyor. Yemeğini yemiyor suyunu içmiyor. Halsiz bir şekilde ve tepkisiz uzanıyor. Kusmuş ya da ishal olmuş. Tüyleri karışık bir vaziyette ya da belli bölgelerde tüylerinde dökülmeler var. Siz ona dokunmaya kalkışınca canı acıyor ve hatta size tepki veriyorsa ya da hiç tepkisiz bir şekilde uzanıyorsa hemen kedi ya da köpeğimizi alıp veteriner hekimimize gidiyoruz. Onun sorularını dikkatlice ve doğru bir şekilde yanıtlayarak tedavisine katkıda bulunuyoruz. Çünkü kedi veya köpeğimizin konuşma yeteneği olmadığı için sizin veteriner hekiminize vereceğiniz her doğru ve gerekli bilgi petinizin daha kolay tedavi edilmesine yardımcı olacaktır. Petiniz sizin yapmış olduğunuz yanlış bir davranış sonucu bile hasta olmuş olsa hiç çekinmeden hekiminize durumu açıklayacaksınız. Örneğin her zaman yağmur yağınca içeri aldığınız köpeğinizi o akşam tembellik yapıp belki bugün yağmaz diye içeri almadınız ve gece yağan yağmuru da duymadığınız için köpeğiniz sabaha kadar ıslak bir şekilde dışarıda kaldı ve hastalandı diyelim siz de onu veterinere götürdünüz ama gerçeği söylemediniz köpeğiniz boğazım ağrıyor üşüttüm diyemeyeceği için hekiminiz daha uzun süreli bir muayene ile problemi çözmeye çalışır ama siz hemen durumu açıklarsanız kullanacağı ilaçlarla köpeğinizin kısa sürede iyileşmesini sağlar.
Sahibi olduğumuz kedi veya köpek ya da başka bir hayvan her ne olursa olsun mutlaka bir veteriner hekime danışarak onun beslenmesi aşıları, iç ve diş parazitlerinden arındırılması, dişi ise onların doğumu veya kısırlaştırılması, ve aklınıza gelebilecek her türlü soruda mutlaka veteriner hekiminizi arayın. Yeni bir hayvan alınca mutlaka veteriner hekime kontrolünü yaptırın ve ondan sonra sahiplenin. Köpeklerin ve kedilerin annelerini en az 6-8 hafta emmesi gerekir. Anne sütünden alacağı bağışıklık maddeleri yavrunun aşı oluncaya kadar hastalanmamasına yarar
Bir ev hayvanı sahibi olmanın kişilik gelişimi açısından öneminden bahsetmek istiyorum. Her şeyden önce paylaşmak ve sorumluluk sahibi olmayı öğretir ve kişiliğinizin gelişmesine yardımcı olur. Sabah akşam onun mamasını vererek, tuvalet ihtiyacı için gezdirmeye çıkararak, temizliğine yardımcı olarak bir canlının ihtiyaçlarını gözlerinizle görerek ve birebir yaşayarak öğrenirsiniz. O hasta olduğunda siz de üzülürsünüz o mutluyken siz de mutlu olursunuz. Sorumluluk sahibi olmayı öğrenirsiniz çünkü anne veya babanızın olmadığı bir zamanda onun mamasını suyunu verip beslenmesine yardımcı olursunuz. Kendi başınıza karar vermeyi öğrenirsiniz çünkü onun hasta olduğunu hissettiğiniz anda yalnız veya anne babanızla hemen veteriner hekimine götürmeyi akıl edersiniz. Evde beslediğiniz kedi köpek kuş gibi hayvanlarla yakın arkadaşlık ve dostluk ilişkisine girerek yaşıtlarınıza oranla çok daha hızlı bir şekilde sosyalleşirsiniz. Çünkü hayvanlarla kurduğunuz sıcak ve sevecen iletişim sayesinde paylaşmayı, sevmeyi, kendinize güvenmeyi, dostluğu ve yardım etmeyi öğreniyorsunuz. Aileler tüm bu avantajları dikkate alarak çocuklarının evde hayvan beslemeye ilişkin isteklerini reddetmemeli aksine onları teşvik edici bir yaklaşım içine girmelidir
Özellikle kentlerde yaşayan ailelerin çocukları doğal hayattan tamamen uzakta olduğu için mutlaka evlerinde bir hayvan beslemelidirler. Vücudu doğal hayatı tanımayan çocuklarda özellikle alerji problemleri baş göstermektedir. Çünkü vücut tamamen doğal hayattan soyutlandığı uzaklaştırıldığı için tanımadığı her yabancı objeye reaksiyon göstererek kendini savunmaya almakta ve böylece ileriki yaşlarda hayvanlara bitkilere havadaki toza karşı ve hatta aklınıza bile gelemeyecek basit objelere karşı alerjik reaksiyonlar gelişmekte ve bu da tüm iş hayatını ve tüm yaşamını etkilemektedir. Özellikle mızmızlık yapan öfke patlamaları gösteren çocukların bu davranışları evde beslenen bir hayvanla en az düzeye indirildiği görülmüştür. Ayrıca çocukla evdeki kedi ya da köpek arasında kurulan iletişim sayesinde çocukların öğrenme ve dil becerisi daha hızlı gelişebiliyor. Anne babası kedi ve köpekten korkan ya da onları bir hastalık kaynağı olarak gören bir çocuğun kedi köpek sevme olasılığı son derece düşüktür. Onları hep korkulacak canlılar ya da zararlı yaratıklar olarak görecektir. Sizlere kendimden örnek vermek istiyorum biri 11 diğeri 2 yaşında iki çocuğum var. Dört tane de köpeğimiz var her ikisi de hayvanlarla birlikte büyüdüler ve büyümeye devam ediyorlar hiç bir hayvandan korkmadıkları gibi 2 yaşında olan sokakta gördüğü köpeklerin kuyruğundan yakalamaya çalışıyor tabii ki bu da çok yanlış bir davranış biraz sonra özellikle bilmediğimiz ve sokakta gezen hayvanlara karşı neler yapmamamız gerektiğini anlatacağım. İzmir’de yaşayan kız kardeşimin de 14 yaşında bir kızı var evlerinde hayvan beslemiyorlar ve babası köpekten aşırı derecede korkuyor. hepinizin tahmin edeceği gibi benim yeğenim de havada uçan arıdan tutunda 100 metre uzaktaki kedi ve köpekten bile ödü kopuyor. Şimdi de hayvanlara karşı davranışlarımızın nasıl olması gerektiğinden bahsedeceğim. Biraz da çocukların hayvanlara karşı davranışlarını gözlemleyince neredeyse işkence düzeyine vardığını fark ediyoruz. Aslında bunu yaparken çocuk bilinçli olarak hayvana zarar vermeyi istemez ve zarar verebileceğini de bilemez ya da zarar görebileceğini ( tıpkı benim 2 yaşındaki oğlum gibi ) bu nedenle hayvanların da canı olduğunu bilmeliyiz. Tıpkı birisi senin kulağını çektiğinde canının yandığı gibi. Hepimiz birer insan olarak haklarımızı bildiğimiz ve birbirimize saygı gösterdiğimiz gibi hayvanlara karşı da yumuşak ve nazik davranmalıyız. Hem savunmasız küçük hayvanların zarar görmesini hem de büyük ve kendini savunabilecek bir hayvan karşısında çocuğun zarar görmesini engellemiş oluruz. Hayvanlardan korkmak yerine onların da bizim gibi bu dünyayı bizlerle paylaşan canlılar olduğunu bilmeliyiz.
Uyuyan bir hayvanı uyandırmanın,mamasını yiyen bir köpeğin mamasını almanın veya yanına yaklaşmanın çok tehlikeli olduğunu bilin. Minicik bir kediyi annesinin yanından almanın tehlikeli olabileceğini, bu hayvanların da korkabileceğini, kızabileceğini, anne kedinin veya köpeğin yavrusunu korumak isteyebileceğini veya yavruyu alıp başka bir yere bıraktığında artık annesinin bu yavruyu bulamayacağını, kaybolacağını annesinin onu arayıp üzülebileceğini bilin.
Geçen hafta burada olan bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Fotoğraf çekmek için Turunç’un girişinde bir kayanın üzerine çıkan bir emekli öğretmen otların arasından kıpırtılar geldiğini görmüş. Orada iki adet küçücük köpek yavrusu görerek hemen bunları kaptığı gibi bizim polikliniğimize getirdi. Bize geldiklerinde her ikisi de ölmek üzereydi. Üzerini keneler kaplamıştı. Nefes almakta zorlanıyorlardı. Aç ve susuzdular. Kıpırdayamayacak haldeydiler. Hemen bu küçük yavruların muayenesi yapılarak serum takıldı tedavileri tamamlandı ve her ikisi de ikinci günün sonunda birbirleriyle oynamaya başladılar. Şu anda her ikisi de farklı kişiler tarafından sahiplenildiler ve çok mutlular
Sevgiyle kalın küçük kardeşlerim.
Behçet DÜZGÜN
Veteriner Hekim
VillaPet Marmaris
Hatipirimi Mah. İnönü Cad. 139. Sok. No: 16 Marmaris
Tel : 0252 - 412 88 23
Mail : info@villapet.com
Çalışma saatlerimiz : 08:00 - 24:00 ( hergün )